Dünyanın çatısı olarak nitelendirilen Everest de dahil önemli zirveleri barındıran Himalayalar’ın tozlu, çamurlu, dar yollarının motosikletiyle tek başına tozunu atan Serpil Kalaycı… Yaklaşık 4 bin kilometrelik yol kat ederek, 5 bin 600 metre yükseklikteki Khardung La’da zaferi kucaklayan çılgın Türk gezgin.
Röportaj: Nagihan GÖRKEN
Bir aile düşünün ki babanız şampiyonlukları bulunan bir otomobil yarışçısı. Anneniz de keza Türkiye’nin ilk kadın otomobil yarışçılarından. Otomobillerle, motosikletlerle ve yarışlarla iç içe geçmiş bir yaşam. Daha anne karnındayken aşina olunan motor sesinin büyüsünün peşinizi bırakmaması, toprak pistlerin tozunu yutmak…
Serpil Kalaycı, tıpkı ablası ve erkek kardeşi gibi taşıdığı genlerin hakkını verircesine 6 yaşında motosiklet kullanmaya başlamış ve Türkiye’nin ilk lisanslı kadın motokros yarışçısı olmuş.
ODTÜ kimya mühendisliği mezunu olan Kalaycı, Amerika’da 10 yıl yaşadıktan sonra ülkeye dönüş yapmış. Hayallerinin peşinde, motosikletinin üzerinde özgür ruhuyla gezmeye başlamış. Kalaycı, ablasıyla birlikte çeşitli rotalar yaptıktan sonra bu kez hedefini Asya’ya çevirmiş; Himalayalar’a…
Bu rotayı elbette dünya üzerinde birçok gezgin yapıyor ve yapacak ancak Kalaycı’nın alametifarikası bunu “tek başına bir kadın olarak ve hiçbir destek almadan” başarması.
Yolculuğun hikayesini anlatmak üzere Bursa’ya geldiğinde buluştuğumuz Serpil Kalaycı, başta etrafına yaydığı müthiş enerji ve yolculuktaki azim ve cesaretiyle hem beni hem de sunumunu izlemeye gelen bir salon dolusu insanı büyüledi.
Hatıralarında Uludağ ve Bursa’ya dair çok keyifli hikayeleri de olan Kalaycı, kadın olmanın getirdiği zorlukları iliklerine kadar hissetmesine, dar, tozlu ve çamurlu yolları ölümle burun buruna kat etmesine, 50 derece sıcaklığa, astım hastası olmasına, yükseklik korkusu bulunmasına ve hatta yükseklik (irtifa) hastalığına yakalanmasına rağmen pes etmediği yolculuğunu anlattı.
Motosiklet tutkusu sizin için bir tercih değil kader gibi görünüyor. Ailenizden yola çıkarak Serpil Kalaycı’yı tanıyabilir miyiz?
1970 doğumluyum. Babam Hasan Kalaycı, 1981 ralli ve motokros şampiyonu. Babam, 1981 yılında ralli şampiyonasını sponsorsuz tek başına kazandı. O araba şu an Koç Müzesi’nde orijinal haliyle duruyor. Babam, 2008 yılında bir kaza sonucunda vefat etti. Annem Tuna Kalaycı, Türkiye’nin ilk co-pilot otomobil yarışçısı. Erkek kardeşim eski motokros yarışçısı onun da çeşitli şampiyonlukları var. Ben ilk lisanslı kadın motokros yarışçısıyım. 6 yaşımdan beri motosiklet kullanıyorum. Eğitimlerimi Bulgaristan’da aldım. Kros, arazi kökenliyim. Motosiklet benim hayatımda hem ulaşım aracı hem hobi hem de spor oldu. Aile içinde biz bunu bir ayrıcalık olarak görmedik. Yemek içmek gibi bir şeydi bizim için motosiklet kullanmak. Sonra benim için bir gezi aracına dönüştü. 2006 yılından bu yana motosikletle yurtdışı gezilerine başladım.
6 yaşında motosiklet kullanmaya başlamışsınız ama sanırım motorla tanışmanız daha öncesine dayanıyor anneniz nedeniyle…
Evet, anne karnındayken hep motosiklet üzerindeydik. Kendimi bildim bileli motosiklet hayatımda var. Anne ve babam akşamüstleri hep motosiklet gezilerine çıkarlardı. Bizim evde arabanın yanında hep motosikletler yer alırdı.
Himalayalar öncesinde hangi rotaları yaptınız?
Himalayalar öncesinde bir solo seyahatim daha oldu. Amerika’da Route 66’yı yaptım. Ablam Seden ile yaptığımız geziler var ki bunlar da Türkiye için çok önemli. 2010 yılından itibaren iki kadın gezgin olarak Gürcistan, Balkanlar (9 gün 9 ülke projesi), Transilvanya, Ermenistan, Romanya, Mısır’ın ve Rusya’nın bir bölümünü motosikletle geçtik.
Daha çok ablanızla seyahatlere çıkıyorsunuz. Başka partnerleriniz de oldu mu? Nasıl başladı bu geziler?
Erkek kardeşimin de bulunduğu aile gezilerimiz oldu. 3 kardeş geziler yaptık. Ama genelde ablamla kadın kadına geziyoruz. Bu gezilerde parkurlarımız Himalayalar kadar zorlu değildi. Ablamın eşiyle de gezileri oldu ve Himalayalar parkurunu iki motosikletle geçtiler. O da aslında bu parkuru yapmış bir kadın. Ama benim bu parkurdaki özelliğim, tek başıma, hiçbir destek (arkada kiralanmış bir araç ya da rehber yardımı almadan) yapmış olmam.
Himalayaları tek başınıza geçme fikri nasıl ortaya çıktı?
Himalayalar, benim için aşama aşama geldiğim en üst hedeflerden biriydi. Sonuçta ben arazi kökenliyim, eski kros yarışçısıyım. Benim gezimin diğer motosiklet sürücülerinden biraz farklı olması gerekiyordu. Geldiğim bir seviye var ve bundan sonra bunun üstüne çıkmalıydım. Himalayalar da zor bir parkur. Öyle herkesin çok üstesinden gelemediği bir parkur olduğunu duymuştum. Başta ben de üstesinden gelip gelemeyeceğimi bilemiyordum. Ama benim için en tepe hedefti. Daha zor parkurlar vardır elbette ama benim için gelinebilecek en zor hedeflerden biriydi. Projem aslında çok daha farklıydı. 26 günde çok ciddi bir rotayı tamamlayacaktım. Gittiğim yerden de motosikleti deniz yoluyla Pakistan’dan getirtecektim tekrar. Ama bazı sebeplerden bu gerçekleşemedi. 2012 yılında gitmiştim oralara ve aklım çok kalmıştı. Yeniden gitmeye karar verdiğimde benimle gelen olur mu diye de düşünmüştüm ama gelen olmadı. Ben de tek başıma yola çıktım. Ancak aileye söz vererek gittim. Rehber ya da arkamdan gelecek bir araç bulacağıma dair bir sözdü bu. Ama sürekli aklımda da acaba bu yolculuğu tek başıma yapabilir miyim düşüncesi vardı. Ailem tedirgin olmasın diye kimseye bir şey söylemeden yaptım bu rotayı ben.
Bu rotada kaç kilometre yol kat ettiniz?
Hindistan gezim iki kısımdan oluşuyordu şehirler ve dağlar. Himalaya kısmı 2 bin 700 kilometre. Manali’den Srinagar’a kadar olan kısım yani. Srinagar iniş için son noktadır dağlardan. Bu nedenle toplamda yaklaşık 4 bin kilometre yol kat ettim motorumla.
Bu gezinin size maliyeti ne oldu?
Maliyetim, uçak biletleri hariç, motor kirası dahil yaklaşık bin 200 dolar oldu. Gezi boyunca orta halli otellerde kaldım, çünkü dağlarda kalacağınız yerler sınırlı ve belli.
Yola çıkmadan önce nasıl bir hazırlık süreci geçirdiniz?
Sarı saçlıydım ilgi çekmemek için önce onları boyattım. Yanıma çok az eşya aldım. Oraya gidenlerden bol bol bilgi topladım. Blogları inceledim. Mevsime baktım. Muson yağmurlarına ve soğuk havalara yakalanmamam gerekiyordu. İklim koşullarına bayağı çalıştım. Hazırlık aşamasında en çok ablam Seden yardımcı oldu. Beni, bu rotayı yapabileceğime inandırdı. Hindistan’a gidince Yeni Delhi’de tanıdık birilerini buldum. Orada trafik soldan akıyor. Şehir içinde önce onlara alışmaya çalıştım. Hindistan’da aslında şehirler dağlardan daha zor.
Yolculuk sırasında sizi fiziksel ve teknik olarak neler zorladı?
Fiziksel olarak en çok eğer motor devrilirse nasıl kaldırırım sorunu vardı. Çünkü eğimli yerlerde motorunuzu düşürebiliyorsunuz. Eğer motor hafif olursa kaldırmaya gücünüz yetebiliyor. Öte yandan geçirdiğim kazalar, kaptığım mikroplar, şehir trafikleri, otel arama, insanların tepkileri, yabancı olmanın getirdiği bazı zorluklar… Tek kadın olmanın getirdiği zorluklar da vardı özellikle kamyon sürücüleri araçlarını üstüme üstüme sürdüler. Çok ciddi bir tehlike atlattım bu konuda. Kamyon sürücüsünün aracını üstüme sürmesiyle neredeyse uçurumdan aşağı uçacaktım. Astım hastasıyım. Yükseklik korkum var. İrtifa hastalığına yakalandım. Bu da yolculuğumda sıkıntı yaşamama neden oldu. İnternetin çekmediği yerlerde, kendimi çok yalnız hissettiğim ve kendimi sorguladığım oldu. Yine dağ başında yalnız başınasınız, bir yerde düşseniz tek başınıza olduğunuz için kimse bilmeyecek. Bazen “ben buradan sağ çıkabilecek miyim” diye düşünüp, yıldığım zamanlar oldu. Çok ağladım.
Peki o noktada pes ediyorum, dönüyorum artık dediniz mi?
Aslında dönüş yolunuz da aynı zorlukta. Düşünsenize bir zorun ortasındasınız. Geriye dönseniz de aynı zorluk, ileri gitseniz de aynı zorluk. Bari ileri gideyim de tamamlayayım rotamı diye düşündüm. İnsanı çok olgunlaştıran bir yolculuktu. Bu Hindistan deneyimimden sonra çok duruldum. Hakikaten, arınmayı başka türlü yaşadım.
Bu denklemi hakikaten nasıl çözdünüz? Türksünüz, teksiniz ve kadınsınız….
Zordu. Ben bu yolculuk sırasında şehirlerde ve köylerde daha çok zorlandım. Tek olduğumun anlaşılmasından korkuyordum. Çoğu yerde bu yaklaşımları hissedip, anlamamazlıktan geldim. Değişik bir yer. Dağların ve şehirlerin zorlukları birbirinden çok farklıydı. Fiziksel zorluklar, insanların yarattığı zorluklar, taş işçileri, askerler, askeri bölge izinleri, terör… Hangi birini söyleyeyim.
Parkur boyunca birçok yabancı motosikletli gezginle karşılaşmışsınız. Hiç Türk gezgin çıktı mı karşınıza?
Hiç çıkmadı. Hindistan’da da karşılaşmadım Türklerle. Ama benden önce ve sonra benim rotamı yapan Türkler oldu.
Yolculuğun en keyif aldığınız noktası neydi?
Khardungh La’ya çıktım. 5 bin 600 metre yüksekliğe yani. Orası tüm motosikletçilerin hayali olan bir yer. İşte oraya geldiğimde sevinçten ağlamaya başladım; gerçekten burada mıyım diye… Hiç o kadar sevinebileceğimi düşünmemiştim. Çünkü buraya gelemeyip, yarı yoldan dönenler ya da yolu tamamlayamayanlar vardı. Bu yolculuk benim için terapi gibiydi. Çünkü yolda çok şey düşünüyorsunuz. Konu sadece bir şeyi başarma değil öte yandan yolda hayatınız konusunda da özeleştiri yapabiliyorsunuz.
Dağlarda yol tutmak sizin hayata bakışınızı nasıl etkiledi?
İnsanı olgunlaştırıyor ve büyütüyor. Hayatınıza dışarıdan bakmanızı sağlıyor. Ve bunlar sadece dağlarla ilgili değil. Yollar, kültürler de çok şey katıyor insana… Başka kültürlerin içinde başka yaşamlara dalıp, bir kıyaslama yapıyorsunuz onlarla kendi hayatınız arasında. Tüm yolculuklarda bir dinginlik ve ağırbaşlılık kazanıyorsunuz.
Bu tecrübe ile Himalayalar’ı hayatınızın neresine koyarsınız?
Her zaman oraları çok merak etmiştim. Himalayalar, “top” yani en üst nokta. Bundan sonra ben hangi rotayı söyleyebilirim ki bana aynı heyecanı verebilecek.
Yola çıkmadan önce nasıl tepkiler aldınız?
Deli dediler, ne işin var orada, aklını başına al dediler. Yola çıktıktan sonra da bu türde söylenceler devam etti.
Motosiklet tutkunu bir aileden gelmeniz de bu tepkileri azaltmadı mı?
Benim ailem yolculuğum boyunca hiç uyumadı. Her gün telefon beklediler ve benden sosyal medya üzerinden yayın yapmamı istediler. Benden haber alamadıkları zamanlarda panik oldular.
İletişim çağındayız. Yolculuk sırasında ne gibi zorluklar yaşadınız bu anlamda?
İnternet olsa da zayıftı. Hindistan’a gidince oranın hattını aldım. Otellerin internet bağlantılarını kullandım. Öyle iletişim kurmaya çalıştım.
Rotayı bitirdiğinizde tepkiler nasıl oldu peki?
Ben döndüğümde çok kilo vermiştim. Sağlık sorunum vardı, dizim iyi değildi, bir kazada diz kapağım zedelendi. Dönüşte biraz da bunun korkusu vardı acaba bacağım iyileşecek mi diye düşünüyordum. Bu nedenle tepkileri çok da gözüm görmedi. Kendimin sağ salim dönmüş olmasıyla daha çok ilgiliydim. Hindistan zor bir ülke ama yine de mistik bir bağlayıcılığı var. Bambaşka yerleri ve kültürleri var.
Yine gitmeyi düşünür müsünüz Hindistan’a?
Evet ama biraz zaman geçmesi lazım. Bir de aynı rotaya bir daha gitmem.
Gelecek için yine böylesine muhteşem, uçuk projeleriniz var mı?
Evet, Güney Amerika’da Patagonya’ya gitmeyi planlıyorum. Oranın uçuk rüzgarları var. Oralardan geçmek istiyorum. İkinci olarak da Afrika’da bir projem olacak ama neresi olduğunu şu an söylemeyeceğim. Sürpriz olsun. Genelde Afrika’da yukarıdan aşağı inerler başka bir şey denenmez. Ben farklı bir şey deneyeceğim. Afrika’da oldukça uç bir rota var.
Ayrıca seyahat masraflarımı da kendim karşılıyorum, kredi çekiyorum. Bu da beni zorluyor.
Neden sponsor bulmuyorsunuz? Birçok insan bu tür büyük projeleri destek alarak yapıyor.
Sponsor aramaya hiç kalkışmadım. Kişiliğime çok uymuyor. Bana para verin de gezeyim gibi geliyor bu türde girişimler. Reklamımı da iyi yapamıyorum zaten. Benim olsun, daha öz olsun, kimseye hesapsız olsun diye düşünüyorum. Ama ileride bir belgesel şansı olsun isterim.
Gelecek projelerinizde de yine tek başınıza mı olacaksınız?
Aslında tek başına yolculuk etmekten çok hoşlanmıyorum. Ama bu bir misyon benim için. Tek başına yaptığım projeler olur yine. Diğer taraftan aynı frekansta buluştuğum insanlarla yine keyif gezileri de yaparım.
Uludağ ve Bursa desem, neler çağrıştırır size?
Çocukluğumun yeri Uludağ ve Bursa. Annem ve babam yarışçıyken Uludağ tırmanma rallilerine çok gelirdik. Şimdi isim vereceğim reklam gibi olacak ama Çekirge semtinin ve Çelik Palas’ın yeri bende çok ayrıdır. Buranın kahvaltılarını çok severdim. Babam sabahları kahvaltıya götürürdü bizi. Bursa, motor sporları açısından önemli bir yerdi. Bursa’ya gelmek o yüzden benim için bir zevk.
Çok gezen mi çok okuyan mı bilir?
İkisinden de lâzım bence. Ancak gezerek daha iyi öğreniyorsunuz. Bu röportaj Bursa Travel Dergisi’nde yayınlanmıştır.









