Kiremit Renginde Ritüeller Şehri: SİENA

Kale içinde, kuleleriyle, kiremit rengi ve illaki ‘yeşil panjurlu’ binalarıyla nevi şahsına münhasır bir kent…
Toskana bölgesinin üzüm kokulu bağlarının eşlik ettiği yolun sonunda sizi ortaçağ mimarisiyle ve ritüelleriyle karşılar Siena..
Ayrılırken şarabından kaynaklanan bir çakırkeyiflik ve kent dokusunun getirdiği hafiflikle uğurlar sizi.. Ve kulağınıza fısıldır: “Yeniden görüşmek dileğiyle!”

Siena…
İsminin ahengi mevcudiyetine de yansımış bir ortaçağ şehri. Kendisine verilen adla ilgili rivayetler muhtelif…
Benim en yakın olduğum rivayet ise Siena’yı, Romus’un oğulları Senius ve Acius kurduğu yönündeki.

İtalya’da Toskana bölgesinin en heybetli kenti Siena’ya dair kafamdaki imgeler öncelikle bir basketbol takımı ikincisi de bir araba markası şeklindeydi ta ki kente ayak basıp, bu tanışmadan müşerref olana kadar. 
Toskana’nın yemyeşil üzüm bağlarının müthiş nizamlı tarlaları arasından yol alırken bir tepeden mağrur bir şekilde sizi selamlar önce. Heybetli mimarisiyle adeta içinde neler sakladığının ipuçlarını verir.
Kaleli bir kent olan Siena’ya ortaçağa özgü bir kapıdan girersiniz. Dar sokaklarında yürürken yeşil panjurlarıyla –ki çoğu evde hakim panjur rengi bu- ve adeta yaşam fışkıran taş evlere hayran olmamak elde değil. Sokakların girişinde kaplumbağa, salyangoz gibi hayvan figürleri ve flamalar dikkatinizi çekecektir. İşte kentin ritüelleri o andan itibaren sizi sarmaya başlar. Siena, “contrada” denilen 17 semtten oluşuyor ve her semtin kendine özgü bir simgesi ve renkleri var. Kartal, tırtıl, kaplumbağa, salyangoz, dişi kurt sayabileceğim birkaç semt arasında. 

BİR MEYDANDAN DAHA ÖTESİ…

Sokakları arşınlayarak geleceğiniz yer ise Siena’nın kalbi, Piazza (İtalyanca meydan demek) del Campo’dur. Kentte tüm yollar bu meydana çıkar! Avrupa’nın en çok bilinen ve oldukça büyük, herkesi kucaklayan bir meydanı. Şehircilik anlamında Siena’dan feyz alınacak nice nice unsurlar var.
Günün her saatinde capcanlı olan bu meydanda kafanızı çevirdiğiniz her noktada kendi içinde bir yaşam saklı. Bir yanda el ele göz göze sevgililer, bir yanda çalıp oynayan bir arkadaş grubu, öte yanda kitap okuyanlar, beri tarafta mutlu beraberliklerini sonsuza taşımak için fotoğraf makinasına poz veren çiftler ve elbette bizim gibi onlarca turist de bu meydanda salınır.

Piazza del Campo demek aslında gerek yerelde gerekse genelde Palio yarışları demektir. Yerelde ‘il Palio’ olarak adlandırılan bu yarışın 400-500 yıllık bir geçmişi var. Hatta daha da fazla…Yılda iki kez yapılıyor ve zaten turizmden oldukça yüklü akçeler elde eden kent, temmuz ve ağustos aylarında düzenlenen bu yüzyıllık ritüeli izlemek için gelen turistlerle kasasını iyiden iyiye dolduruyor. Burada yine bir parantez açıp, bir şehri yönetmeye aday olanlara ipucu vermiş olalım.
Campo Meydanı’nın zemini bu yarışlar için kumla kaplanıyor ve etrafı kapatılıyor. Palio yarışları, contrada adı verilen semtlerin birbirlerine, bir nevi kendilerini temsil eden atlarla ‘meydan okudukları’ bir etkinlik. Biniciler temsil ettikleri semt adına 3 tur atarlar ve galip gelen binicinin semti şampiyonluğun keyfini sürermiş.

KENTTE KAYBOLMAKTAN KEYİF ALMAK…

Siena’nın gizemi ayrıntılarda, ayrıntılar sokaklarında gizli. Bu nedenle Campo Meydanı’na bağlanan herhangi bir sokağa oradan başka bir mahalleye salınıp, kentin dokusunu daha yakından hissetmelisiniz. Ancak bazı sokaklar dar ve yokuş olması hasebiyle sizi zorlayabilir ama aldırmayın birkaç derin nefes alın ardından yola devam edin.

Toskana demek şarap demek ve bölgenin en önemli kenti Siena’da da ekonomi tarıma dayalı. En iyi şarapları Siena’da bulmanız mümkün. Hemen hemen her evin altında mahzenler var. Burada şaraplar yıllandırılıyor. Buradan alacağınız en ucuz şarap bile -söyleyenlerin yalancısı olmak durumundayım bu konuda çünkü şarap kültürüm çok gelişmiş değil maalesef- nefismiş!  
Şarap, eğer en çok et yemeklerine yakışırsa Siena’da en çok at etine yakışır! Bu cümleyi okurken suratınızda oluşan –kendi kültürümüz açısından- tiksintiyi görür gibiyim ki ben de ilk duyduğumda aynı hissiyat içerisinde olmuştum. Lakin burada rehberimizin tabirleriyle yazmak isterim ki; Siena’da yediğiniz ya da giderseniz yiyeceğiniz at eti, Veliefendi Hipodrumu’ndan emekli atlar ya da haber bültenlerine konu olan hayvancıklardan” değil! Özel çiftliklerde ‘yenmek’ üzere yetiştiriliyor. Ben bu konuda önyargılarımı aşamadım maalesef ancak bu lezzeti şarap eşliğinde tadan arkadaşlar, at etine tam puan verdiklerini ifade ettiler.

Kaybolmayı göze alıp, Siena sokaklarını gezerken hayal gücünün şekillendirdiği binbir çeşit mumlarla da karşılaşırsınız. Her biri kendi içinde birer mum atölyesi olan dükkanlarda kendiniz ve sevdikleriniz için sanata dönüşmüş mumlardan alabilirsiniz. 

EĞİTİM BAHANE
SİENA ŞAHANE! 

Siena, ismini taşıyan üniversitesiyle eğitimde de bir marka. 1200’lü yıllara uzanan kuruluş tarihiyle Siena Üniversitesi, İtalya’nın en önemli ve prestijli eğitim kurumlarının başında geliyor. Kentte ayrıca dil okullarının da önemli bir yeri var. Ancak gerek dil okulları gerekse kiralar oldukça pahalı kentte. Bunu da not düşmüş olalım…

Buram buram tarih kokan dokusuyla UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde yer alan Siena’yı anlatmaktan ziyade yaşanması, dokunulması gereken bir dünya kenti olarak nitelendiriyorum ben. 
Ve… Şayet bir gün memleketten gitmeye karar verirsem adresim belli…

Son söz olarak, Siena, ben sende tüm şehirleri temize çektim*…

*: Murathan Mungan’ın bir dizesinden uyarlanmıştır.

Kiremit Renginde Ritüeller Şehri: SİENA” için bir görüş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön