Bursalı fotoğrafçı Fatih Özenbaş, çeyrek asırı geride bıraktığı kariyerinde hâlâ ilk günkü heyecanını koruyor. Amatör ruhunu hiçbir zaman kaybetmeyen Özenbaş, gerek öğrencilerine gerekse fotoğrafseverlere de amatör ruhu korumaları önerisinde bulunuyor.
Röportaj: Nagihan GÖRKEN
Fotoğraflar: Tolga MEŞELİ
Hatıra olsun diye başladığı fotoğrafçılıkta, deklanşöre 25 yıldır profesyonel olarak basıyor. Türkiye’nin önemli coğrafya ve keşif yayınlarından olan Atlas Dergisi’nde imzasını attığı konularla kentin bu alandaki medarıiftiharı olan Fatih Özenbaş.
Fotoğraf tutkunuz nasıl başladı?
1983 yılında. 18 yaşındaydım o zaman. Fotoğraf albümüne koyacak fotoğraflarım yoktu. Hatıra olsun diye fotoğraf çekmeye başladım. Doğayı çok seviyordum ve sürekli Uludağ’a çıkıyordum. Dağcıyım aynı zamanda. Eskiden 36’lık filmler vardı. Fotoğraf makinemle birkaç kare de manzara fotoğrafı çekerdim. Manzara fotoğraflarım da çok beğenilirdi. Fotoğraf çekmekten keyif almaya başladım. Böylece fotoğrafçılığa da başlamış oldum. Öte yandan ben hep şunu söylerim; “Fotoğrafçılık yetenek işidir. Durduk yerde, zorla yapılmaz.”
Profesyonelliğe geçişiniz nasıl oldu?
1991 yılında profesyonelliği seçtim. Bu kararda en önemli etkenlerden birisi rahmetli Zeki Alasya’dır. Yazları Burgaz’da bir motele geliyordu ve bana işimi sormuştu. Ben de işletme bölümünde okuduğumu söyleyince bana kızmıştı. O tarihten sonra profesyonel fotoğraf çekimlerine başladım. Takvim piyasasına girmiştim. Takvimlere fotoğraflarımı veriyordum.
Türkiye’de Nepal sergisi açan ilk kişisiniz. Asya’ya özel ilginiz neden?
Nepal’e seyahat etmek hep planlarım arasındaydı. İlk yurt dışı seyahatimdir aynı zamanda. Oraya gidişimle bayağı ün kazandım. Türkiye’ye dönünce hem Bursa’da hem de İstanbul’da (Yıldız Sarayı’nda) ilk Nepal sergisini açtım. İstanbul’da Bursalı bir fotoğrafçı olarak sergi açmak benim için büyük bir gururdu. Daha önce de belirttiğim gibi dağcığım aynı zamanda. Dolayısıyla Himalayalar ve Nepal’deki insanların yaşam tarzları beni çok etkiledi. O dönemde 1988-89’larda Eric Valli’i de takip ediyordum. O coğrafyada efsane çalışmalar yapan biridir kendisi. Asya coğrafyasını seviyorum çünkü hâlâ 500 sene öncesini yaşayan bölgeler var. Elektriği olmayan yerler var. Diğer taraftan insanları da çok masum. Farklı coğrafyaları ve kültürleri çalışmayı çok seviyorum.
Ve Atlas Dergisi ile yolunuz kesişiyor…
Evet, yine o dönem Atlas Dergisi yayın hayatına başlıyordu. 1993 yılında Atlas Dergisi’ne konular hazırlamaya başladım. Arkeo Atlas ve Atlas Tatil için de yaptığım çalışmalar mevcut. Ardından başta havayolu şirketlerinin dergileri olmak üzere başka dergiler için de fotoğraflar çekmeye başladım. Reklam fotoğrafları da çekiyorum…
Fotoğrafçılığın olmazsa olmazı nedir?
Amatör ruhu korumak lazım. Şöyle örneklendireyim; Antalya’da inanılmaz fırtınalı ve yağmurlu bir havada herkes evinde otururken biz eşimle birlikte şimşek çekmek için uzak bir sahile gittik. Bu tamamen zevk işi yani. Öte yandan girişken olmak lazım. Asosyal olamazsın. Mesela Nepal’de bir köye gidiyorsun, oradaki insanlarla iletişim kurmalısın ki iyi fotoğraf çekebilesin. Ben 6-7 yıldır fotoğraf eğitimleri veriyorum. Fotoğraf çekimlerinde hep öğrencilerime fotoğraf çekerken heyecan duymalarını ve keyif almalarını tavsiye ederim.
Görev gibi çekilmez fotoğraf.
Doğa tutkunuzun fotoğrafçılığınız üzerinde önemli bir etkisi var…
Evet, federasyona bağlı dağcıydım ve bu özellikle amatör dönemlerinde fotoğraf çekimlerinde çok etkili oldu. Örneğin Ağrı Dağı’na başka türlü çıkamazdım. Tek başıma çok zor olurdu. O dönem fotoğraflarım daha çok negatif filmdi ve hatıra amaçlı çekiyordum. Sonra dia çekmeye başladım. 2005’ten beri de dijital teknoloji ile çalışıyorum.
Uludağ ve Bursa’yı fotoğrafçı gözüyle nasıl tanımlarsınız?
Tek kelimeyle muhteşem! Ben uzun süre Antalya’da da yaşadım. Antalya da muhteşem bir şehir. Orada da Toroslar ve bakir köyler var. Orada da tarih var… Fakat Bursa, her yönüyle muhteşem. Osmanlı tarihi açısından önemli. Ben hâlâ Ulucami’yi ve Uludağ’ı çekmeye doyamıyorum. Sürekli gittiğim yerler. Uludağ ve onun vadilerindeki yürüyüşlerim zaten beni fotoğrafçı yapmıştır. Bursa’nın dağ köyleri de büyük bir avantaj biz fotoğrafçılar için. İnsanları o kadar sıcak ki. Uludağ Yörükleri diye Atlas Dergisi’ne konu yapmıştım. 20 yıldır görüştüğüm insanlar var orada. Onlarla iletişimimi hiç koparmadım. O insanların yaşam tarzları beni çekiyor.
Türkiye’de özellikli bulduğunuz bir yer var mı fotoğraf çekimi için?
Kaçkarlar ve Kapadokya…
Neden bu iki yer özellikle?
Kaçkarlar’da özlediğiniz dağ ve yayla yaşamını fotoğraflıyorsunuz. Kapadokya ise başka bir gezegen adeta. Kapadokya’nın sürekli değişen bir ışığı var. Vadileri, coğrafyası müthiş. Her mevsimi çok güzel. Biz en son Kapadokya’ya gittiğimizde 25 gün kaldık.
Asya kıtası sizin için ayrı bir yerde, bunu biliyoruz. Peki dünyada başka yerler var mı fotoğraf açısından özellikli bulduğunuz?
Hiç gitmedim ama Güney Amerika’da Şili, Peru ve Bolivya’dan çok güzel fotoğraflar görüyorum. Asya’da ise en çok Budizmi ve Budistleri seviyorum. Hepsi birer iyilik meleği çünkü. Onların yaşam yerlerindeki ve tarzındaki sadelik, kıyafetleri beni etkiliyor. Seyahatlerime hep fotoğrafçı gözüyle bakıyorum. Bu yüzden mesela hiç Avrupa’ya gitmeye özenmiyorum.
Nasıl bir hazırlık yapıyorsunuz bir yere fotoğraf çekmeye giderken?
Ülke hakkında araştırma yapıyorum. Nerede ne var, hangi mevsimde oraya gitmek önemli gibi… Ama çok detaya girmiyorum. Örneğin Endonezya’da Bali Adası’na gittiysem, orada neyi çekeceğim bellidir, çeker giderim, detaya girmem. Öte yandan fotoğraf çantam her daim çekim için hazırdır. Diğer başka şeyler de çok önemli değildir. Ekipman önemlidir yani. Yoksa tişört ya da başka şeyleri gittiğin yerlerden de alabilirsin. Bir de ayakkabı önemli çünkü neyin ne zaman çıkacağı belli olmuyor.
Şu an daha çok reklam fotoğrafçılığı ağırlıklı çalışıyorsunuz sanırım…
Evet. Bazı çalışmalar da çok eğlenceli oluyor. Farklı konseptler ortaya koyabiliyorsunuz. Ama “gel şunu çekiver” anlayışını kabul edemem.
Kendi projeleriniz var mı?
Benim fotoğraflarımla oluşturulmuş şu ana kadar yapılan Bursa, Gemlik, İzmit, İstanbul ve Antalya kitapları var. Bunlar da çok ilgi gördü. Öte yandan kendi kişisel fotoğraf kitabımı yapmak istiyorum. Bununla ilgili her şeyim de hazır şu an için.
Neden Bursa’da çalışmaya devam ettiniz. Neden başka şehirlere örneğin İstanbul’a yerleşmeyi düşünmediniz?
7,5 sene Antalya’da yaşadım. Bursa ve İstanbul sanayi kentleri. Ama İstanbul’dan da beni fotoğraf çekimi için çağırıyorlar. Bu güzel bir şey. Bursa’dan bir fotoğrafçı İstanbul’a otel çekimi için çağrılıyor. Çünkü İstanbul’dan fotoğrafçı çağırmak gibi bir şey var biliyorsunuz. Ben Bursa’yı çok seviyorum ve hiç düşünmedim İstanbul’a yerleşmeyi. Antalya’ya da eşim nedeniyle yerleşmiştim. Ama çekim için günübirlik de olsa geliyordum Bursa’ya. Ben Bursa’da mutluyum. Bursa demek ben demek çünkü nereye gidersem gideyim dostlarımla karşılaşıyorum.
Bursalı fotoğrafçılar da işinde iyi. İstanbul’dan fotoğrafçı getirme algısı neden?
Bunlar hep özenti. Eskiden Avrupa özentisi vardı. Kalitenizi ve kendinizi çok iyi göstermeniz gerekiyor.
Şimdi teknoloji sayesinde herkes fotoğrafçı. İnstagram en popüler fotoğraf platformlarından biri. Siz fotoğrafçılık dünyasındaki bu gelişim sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz. İnstagram gibi sosyal medyalar insanların ne kadar usta fotoğrafçı olduğunu gösterir mi?
Facebook ya da İnstagram’a fotoğraf yükleniyor. Ardından insanlar hemen havaya giriyor. Photoshop diye bir şey var. Şimdi insanlar fotoğrafları allayıp, pulluyorlar. Hiç photoshop’a dokunmadan fotoğraflarını yayınlayacaklar ki neyin ne olduğu ortaya çıksın.
Öte yandan bu çağda herkesin fotoğraf çekmesi ve bunu paylaşması güzel bir şey. Ben profesyonel olarak bazen bir yere giderken yapılan paylaşımlardan yola çıkarak amatörlerden fikir alabiliyorum. İnstagram’da paylaşılan yerleri görüyoruz, biz de buraya gidelim güzelmiş diyebiliyoruz. İletişim çağını önemsiyorum. Fakat bu paylaşımlarla çabuk tüketiyoruz fotoğrafları. Bugün bir fotoğraf paylaştım diyelim, 2-3 gün sonra bu fotoğraf eskimiş oluyor. Sürekli kendimizi yenilememiz gerekiyor bu nedenle.
Bugün fotoğrafçılığa özellikle de düğün ve bebek fotoğrafçılığına çok rağbet var. Buna bakışınız nedir?
Bana, eğitim almak için gelenlerin çoğunun amacı bu yönde. İşini bırakmış, fotoğrafçı olmak istiyor. Ben de çekiyorum düğün fotoğrafları ama çok özel işleri kabul ediyorum. Ama diğer taraftan bu işin içinde olanların çoğu bu çekimleri yaparken kalifiye eleman kullanmıyor. Benim düğün fotoğrafları çekmem de sırf bu yüzdendir. Yine bana göre bir fotoğrafçı her şeyi çekebilmeli. Tek bir alanda uzmanlaşmak, etiket için yapılıyor. Ama ben bu şekilde düşünmüyorum. Düğün ve bebek fotoğrafçılığına rağbet var. Eline makine alan herkes bu işten çok para kazanacağını sanıyor. Bu da kaliteyi düşürüyor. Bu konuda en iyi kararı bu işleri talep edenler verecek.
Size göre iyi bir fotoğrafın kriteri nedir?
Bu çok karışık bir soru… Manzara fotoğrafı ise mesela ışığı ve kadrajı güzel olmalı. Portre çekimlerinde de ışık önemli. Ama özetle fotoğrafa baktığınızda göze hoş geliyorsa iyi fotoğraftır.
Bu röportaj Bursa Travel Dergisi’nde yayınlanmıştır.







